26 Eylül 2014 Cuma

Cematin Gerekliliği


“Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. “ (Tevbe, 41) İnsanları genel olarak iki kategoriye ayırabiliriz: 1. Olaylardan ve insanlardan etkilenmeyen; İnsanlara ve olaylara yön veren insanlar… 2. Olaylardan ve insanlardan çabuk etkilenen, her esen rüzgârın önüne kapılıp giden kişiler… İnsanlara ve olaylara yön veren kişiler Allah’ın yüce kulları olan Peygamberler (a.s.) ve onların takipçisi olan Salihler, sıddikler ve bu ümmetin önderleri olan âlimlerdir. Peygamberlerin dışındaki bu insanlar kişi ve olaylardan etkilense de çok az bir şekilde etkilenir, sonra çabuk bir şeklide kendini toparlar. Bu Kişiler kendilerini davalarına adamış, davası uğrunda canla başla çalışanlardır. Allah yolunda malları ve canları ile mücadele eden, insanların önderleri, mübarek zatlardır. Bu zatlar Müslüman topluma rehberlik eder, onlara yol gösterir, onlara öncülük ederler. İnsanlar örnek bir şahsiyet için onları örnek edinir ve onların yaşamlarına göre hayatlarını tanzim ederler. Bu zatların sayısı da zaten azdır. Hele bu ahir zamanda bu kişilerin sayısı gittikçe azalmıştır: “Muhakkak Allah insanların arasından ilmi kaldırmaz. Fakat âlimlerin vefatıyla ilmi kaldırır. Ta ki âlim kalmayınca. İnsanlar cahil kişileri önder edinirler. 0 önderlere sorular sorulur, onlarda ilimsiz olarak fetva verirler. Böylece onlar delalete düşer insanları da delalete düşürürler.” Bu mübarek zatlar tökezlese de hemen kendilerini toparlar, dimdik ayakta kalırlar. Tıpkı şiddetli esen bir rüzgârın önünde savrulmayan, dimdik ayakta kalan bir ulu ağaca benzerler. Bunlardan kimileri de şiddetli rüzgârdan etkilenebilir; rüzgâr bunların yapraklarını, dallarını koparabilir, fakat kökünden söküp atamaz bunları… İşte bu tür kişiler, tıpkı bu ağaçlar gibi kökleri yerde sağlam, yerinden sökülemeyen ağaçlar gibidir. Bu gibi kişiler toplumlara yön verir, insanları yönlendirirler. Olaylardan ve insanlardan çabuk etkilenen, her esen rüzgârın önüne kapılıp giden kişilere gelince… Bu tür insanlar her olay ve fikirden etkilenir, doğru bir duruşu ve kendine has bir söylemi yoktur. Bunlar her dinledikleri söze inanır, her dinledikleri insanın peşine takılıp giderler. Zayıf iradeli kişilerdir. Kendilerini kontrol etme, fikri yapısını oturtma gibi özellikleri yoktur. Bu tür özelliklere sahip insanların kötü düşüncelerden etkilenmemeleri ve ahlaki yapılarının bozulmaması için toplumla beraber olmaları ve toplumla beraber hareket etmeleri gereklidir. Bu tip insanlar toplumun kahir ekseriyetini oluştururlar. Kendi ayakları üzerinde duramayan bu insanlar, mutlaka bir cemaatle beraber olmak zorundadırlar. Üstelik ahlaksız, günah ve zulümde haddi aşmış bir toplumda yaşıyorsa, bu günah ve ahlaksızlık tufanından kendini muhafaza edebilmesi için Müslüman bir cemaatle beraber hareket etmelidirler. Bu nedenle bu tip insanlar Müslüman bir toplumla beraber yaşamaya mahkûmdur. İşte Müslümanlar bir arada yaşadıkları zaman küfrün ahlaksızlığına, fuhşuna, fıskına, fücuruna daha fazla dayanıklı olur. Onlarla daha iyi şekilde mücadele eder. Tek başına olan bir Müslüman ise küfrün tuğyanına ve ahlaksızlığına daha dayanıksız olur. Küfür tufanı karşısında daha da dayanıksız haldedir. Üstelik Allah’ın emirlerini uygulamak için topluluğa ihtiyaç vardır. Şer’i Şerifin topluluk olmadan uygulanması mümkün değildir. Bir Müslüman her zaman dertleşeceği, beraber hareket edeceği Müslümanlara ihtiyaç duyar. Bundan Dolayı Müslümanlar Allah’ın emirlerini uygulamak için cemaat halinde yaşamak zorundadırlar. Bu mantıksal bir gerekliliktir. Zaten Allah ve Resulu’nun emirleri bu doğrultudadır. Müslümanlar cemaat halinde oldukları zaman, şeytanın şerrinden ve fitnesinden daha çok uzak olurlar, şeytandan daha iyi korunmuş olurlar... İnsanları etkileyen ve onlara yön veren, rehberlik yapan insanların sayısı çok azdır. Bunlar Peygamberler ve onların izleyicileri olan Salih, abid âlimlerdir. Bu âlim ve Salih insanlar, şeytanın vesvesesine kapılsalar da bu uzun süreli bir aldanma olmaz. Hemen kendilerini toparlayıp Allah’ın emirlerine göre hareket etmeye başlarlar… İnsanın tabiatı toplu yaşamaya eğilimlidir. Toplu yaşama güdüsü onu hemcinsleriyle birlikte olmaya mecbur eder. Doğuşundan başlayarak son nefesine kadar birçok kişinin hizmetleri, ilgisi, yardımı ve desteklerine muhtaçtır. Sadece yetişmesi, yiyecek, giyecek, barınma, eğitim ve öğrenim ihtiyaçları değil, doğal güç ve yeteneklerinin gelişmesi ve pratikte ifadeleri için de toplumsal bir hayatı yaşamak zorundadır. Müslümanların İslami bir cemaatin gölgesi altında toplanmaları gerektiğine göre, bu cemaatin hangi özelliklere sahip olması gerekir; bu hususa geçebiliriz.

11 Eylül 2014 Perşembe

Cemaatin Gerekliliği



“Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.” (Nisa, 83)
“Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini Meryem Oğlu Mesih’i rab edindiler. Hâlbuki onlar ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emredilmişlerdi .(emir olunmuşlardı) Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. 0, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. “(tevbe,31)
İmam Suyuti’ye ait Ed Durrul Mensur adlı eserde şöyle rivayet ediliyor: “Tirmizi’nin rivayet edip hasen gördüğü, ayrıca ibni Munzir, İbni Ebi Hatim, Ebu Şeyh, İbn Murdeveyh, Beyhaki Sünen’inde ve diğerlerinin rivayet ettiği bir hadiste Adiyy b. Hatem et-Tai şöyle rivayet ediyor: ‘Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresindeki “Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler.” ilahi sözüne geldiğinde “Ya Resulullah onlara ibadet etmezlerdi.” dedim.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Allah’ın helal kıldığını haram kılarlar. Siz de haram tanımaz mıydınız? Allah’ın haram kıldığına helal derler. Siz de helal saymaz mıydınız?” Ben de evet dedim. “İşte o onlara ibadettir.” buyurdu.’
Cemaatin Gerekliliği:
Hz. Ömer (ra): “Muhakkak ki İslam İslam olamaz cemaat olmadıkça cemaat cemaat olamaz emir olmadıkça emir emir olamaz ona itaat olmadıkça…” [1]
Cemaatin gerekliliği, Kitap, Sünnet ve Akıl ile sabittir…
  1. Kitap:Allah-ü teala Müslümanlara hitap ederken onları cemaat halinde onları zikreder. Ayrıca Allah-ü Teala Saff suresinde şöyle ferman ediyor: “Şüphesiz Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir bina gibi savaşanları sever.”[2]
  2. Sünnet:“Dikkat edin bir erkek bir kadınla tek başına kalmasın; üçüncüleri şeytandır. İslam cemaatinden ayrılmayın, ayrılıklardan sakının çünkü şeytan cemaate katılmayıp tek kalanlarla beraberdir. Cemaatten olan iki kişiden uzaktır. Kim Cennetin en güzel yerlerinden köşk sahibi olmak isterse; İslam cemaatinden ayrılmasın. Kimi, yaptığı iyilik sevindiriyor ve kötülükleri de üzüyorsa o kimse mü’mindir.” [3]
Resulullah (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Cemaatle olun, ayrılıktan sakınınız. Muhakkak şeytan bir kişiyle beraberdir ve şeytan iki kişiden daha uzaktır.” [4]
Başka bir hadiste de şöyle buyuruyor: “Allah’ın koruması cemaatin üzerinedir. Kim çıkarsa o ateşe girer.” [5]
Başka bir hadis-i şerifte Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Mü’min, mü’min için taşları birbirine geçen binalar gibidir. Bir kısmı diğer kısmını takviye eder.” [6]
  1. Akıl:
İnsanlar Âdem a.s. den bugüne dek hep toplum halinde yaşamış ve bir toplum olarak hayatını devam ettirmiştir. Bu insanların doğasından kaynaklanan bir olaydır. İhtiyaçlarını temin etmek, tehlikelerden emin olmak için insan toplum olarak yaşamak zorundadır. Çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için mutlaka diğer insanlarla beraber yaşaması gerekir. Bir insan yaşaması gerekli olan tüm malzemelerini kendi başına imal etmesi mümkün değildir. Eğer yiyecek türü ürünleri imal ederse barınma, giyecek vb. malzemeleri üretemeyecektir. Hakeza vahşi hayvanlar, hırsızlar, katiller, çapulcular, ahlaksızlar vb. yönlerden gelebilecek tehditlere karşı tek başına ayakta durması olanaksızdır. Bundan dolayı bir insan tek başına yaşamını sürdüremez, bu mümkün değildir.        Müslümanlar da aynı şekilde topluluk olarak yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Gerek Allah’ın emirlerini yerine getirmek açısından olsun, gerekse şeriatı uygulamak açısından olsun. Çünkü Müslümanların dayanışma halinde olmadan Allah’ın emirlerini yerine getirmeleri mümkün değildir. Müslümanlar küfür toplumları içerisinde birbirilerine yardım etmeden Allah’ın Helal ve Haramlarını doğru bir şekilde hayatlarına uygulayamazlar. Allah’ın bir emri olan cum’a namazını eda edebilmeleri için mutlaka cemaat haline gelmeleri gerekir. Çünkü Cum’a namazı Hanefi fıkhına göre en az üç, Şafii fıkhına göre ise en az kırk kişi olmalıdır. Yine bunun gibi birçok ilahi emir ve yasaklarını uygulamak için Müslümanların cemaat halinde olmaları gerekmektedir. Örneğin emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker farzını yerine getirmek için cemaat olmak gerekmektedir. Yine cihad emrini yerine getirmek için Müslümanların cemaat olmaları gerekiyor.
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Ali İmran, 104)
[1] Süneni darimi, mukaddeme, 26
[2] Saff, 4
[3] İbn Mâce, Fiten: 8
[4] Tirmizi, c.6, s.384
[5] Menavi, Teysir şerhu camius sağir, c.2, s.509
[6] Buhari ve Müslim

8 Eylül 2014 Pazartesi

Hahambaşına Çağrı Faruk Köse / Yeni Akit

Her gittikleri yerde fitne-fesat çıkaran yahudiler İspanya’dan kovulduklarında, Osmanlı onlara kucak açmış. Getirmiş, ülkemizin en güzel yerlerine yerleştirmiş. Ticaret yapmalarına imkân ve izin vermiş. Vergisini almış (mı bilmiyorum), başka bir şeye karışmamış. İspanya’da ölümden kaçan yahudiler, 5 asırdır güven içinde yaşadıkları ülkemizde zenginleşmişler. İş hayatında, ticarette, sermaye patronluğunda çok önemli ve ciddi bir konuma sahip olmuşlar. Aynı şekilde, Hitler’in soykırımından kaçan kimi yahudiler de bize sığınmışlar.
Bunlar sorun değil. Bir müslüman olarak inanıyorum ki, bir insan sırf “yahudi” diye “ölsün, yok olsun” devinimi içinde olmak “İslam’ın adaleti”ne uygun değil. Hani yok olurlarsa da üzülmem, ama sırf “yahudi” diye böyle bir muamele görmelerine taraftar olmam. Çünkü hiç kimse, sırf “inanç ve düşünce”lerinden dolayı suçlu sayılıp cezalandırılmayı haketmez.
Ancak sen, “yahudi” kimliğinle çıkıp, benim müslüman kardeşlerimi katletmeye başlarsan, “Siyonist/Yahudi Terör Üssü” olan İsrail’in, Filistinli din kardeşlerimi bebeklerine, çocuklarına varıncaya kadar, tam bir soykırıma tâbî tutmasına, böyle bir “insanlık suçu”na taraftar olursan, aynı suçu işlemiş sayılırsın. İşte o zaman, ben de sana “kısas” uygulanmasını isteme hakkını elde ederim.
Hatta sen, benim ülkemde her türlü ticari faaliyetlerini yapıp parana para katarken, ülkemin vatandaşı olduğun halde, kalkıp “Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”e giderek ordusuna katılır, Filistinli kardeşlerimi öldüren bu “katiller sürüsü”nün bir elemanı olursan, işte o zaman ben de,Siyonist öldürmek caiz mi?” sualini gündeme getiririm.
Bu konu çok önemli. Zira biliyorsunuz “Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”, görünürde HAMAS’a, aslında tüm Filistin müslümanlarına savaş ilan ederek, çeşitli ülkelerde ikamet eden yedek asker statüsündeki vatandaşlarını, Filistin’e karşı savaşa katılmaları için çağırdı. İşte bu kapsamda, İstanbul-Tel Aviv seferlerinde patlama yaşandığına dair haberler çıkmaya başladı. Türkiye’de yaşayıp, hem İsrail, hem de Türkiye vatandaşı olanların bu çağrıya uyduğu, hatta bunların içinde Mavi Marmara saldırısına katılanların da bulunduğu iddia edildi.
Bu arada “Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”, Filistin’de soykırımın dozunu artırdı. Öyle ki, Gazze’nin kuzeyindeki Filistin halkının tamamına (100 bin kişi), evlerini boşaltmaları uyarısı yaptı. Daha çok müslüman kanı dökülmesini isteyen bir İsrail milletvekili, Filistinli kadınları ve daha doğmamış bebekleri bile öldürmeyi önerdi. Bunlar sadece fevri/ferdi söylemlerden ibaret değil. Nitekim Filistinliler katledilirken, toplanan yahudiler her bomba atıldığında alkış tutarak tezahürat yaptı. İsrail Hükümetinden bir bakan, “Arap öldürmek yanlış değil” dedi. “Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”, Gazze’yi cehenneme çevirerek soykırıma devam ediyor. Haliyle insanın, “Allah Hitler’den razı olsun!” diyesi geliyor!
Şimdi, “bizim savcılar”a soruyorum:
Ülkemizden kalkıp “Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”e giderek Filistinli kardeşlerimize karşı soykırım harekatına katılanların tesbiti için neler yapılıyor? Bunlar hakkında nasıl bir hukuki muamele yapılacak?
Yetkililerin, bunları kamuoyuna açıklaması boyunlarının borcu olsa gerektir.
“Siyonist/Yahudi Terör Üssü İsrail”in bu “soykırım harekatı”nın kabul edilebilir hiçbir yanı yok; hiçbir gerekçe bunu meşru gösteremez. Bu yüzden, İsrail’in “Gazze katliamı”nı, -eğer kaldıysa- “vicdan sahibi yahudiler”in de reddetmesi lazımdır.
Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Sefarad ve Aşkenaz Yahudilerinin dini önderi olan Hahambaşı Rav İsak Haleva’ya çağrıda bulunuyorum:
Hemen, hiç geciktirmeden, açık ve net ifadelerle, Türkiye’de yaşayan yahudiler adına bir açıklama yapmalısınız. Bu açıklamada, İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı, katliamı, operasyonu; çocukların öldürülmesini; camilerin, hastanelerin, okulların, sivil yerleşim yerlerinin bombalanmasını “doğru bulmadığınız”ı, “bunun insani olmadığı”nı, “İsrail’in operasyonuyla duygusal bir bağınızın bulunmadığı”nı, “tasvip etmediğiniz”i, kınadığınızı açıklayın.
Bunu yapmanız, bu ülkede 5 asırdan fazla bir süredir güven içinde yaşamış olmanızın da bir gereğidir. Takdir edersiniz ki bu “güven içinde yaşayış”ın devamı bakımından, İsrail’in katliamlarının oluşturacağı travma ile bu ülkenin müslüman halkının, “antisemitik duygular”a kapılmaması ve yahudi cemaatine karşı “toplumsal öfke” duymaması çok önemlidir. Zira toplumsal öfkede adalet yoktur. Toplumsal öfkenin aklı yoktur. Toplumsal öfkenin vicdanı yoktur. Toplumsal öfkenin freni de yoktur; nereye kadar varacağı, nerede duracağı bilinmez.
Bu yüzden, İsrail’in operasyonlarını kabul etmediğinize dair ülkemizde yaşayan yahudi cemaati adına yapacağınız açıklama, 5 asırdır barış içinde yaşayan müslümanlarla yahudiler arasındaki “muhtemel” düşmanlığı önleyecek önemli bir etken/adım olacaktır.
Yahudilere karşı birikecek ve taşacak “toplumsal öfke”nin, 6-7 Eylül 1955’te Rum vatandaşlara karşı girişilen “akıl tutulması”na benzer bir sonuca varmasından endişe ediyorum.

2 Eylül 2014 Salı

Gülencileri takdir etmek için 20 sebep!

Gülencileri takdir etmek için 20 sebep!

Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur, Gülen grubunu takdir etmek için 20 sebebi madde madde sıraladı.

Gülen grubunun bundan sonra 7 Şubat, 17 Aralık, 25 Aralık darbe girişimleriyle anılacağını söyleyen Fuat Uğur, Türkiye’ye verdikleri zararların on milyar dolarlarla ifade edilen faturası sürekli önlerine çıkacağını dile getiren Uğur, ‘Gülencileri takdir etmek için 20 sebep var’ dedi.
İşte Uğur’a göre Gülencileri takdir etmek için 20 sebep:
1-Örgütlenmenin ne kadar mühim olduğunu ispatladılar.
2-Uzun soluklu projeler yapıp hayata geçirmek için sabırla ve özveriyle çalışmanın önemini kavrattılar.
3-Geçmişimizle hesaplaşmak için bize bir fırsat sundular.
4-Şeffaflığın önemini ve gizli kapaklı yapılan çalışmalara şüpheyle bakmak gerektiğini anladık.
5-Devlet içinde adam kayırmacılığın liyakatin önüne geçmesinin ne kadar zarar verdiğini acı biçimde bir kez daha idrak ettik.
6-Toplumdan izole edilerek, “asker ya da cemaatçi” fark etmez, altın nesiller yetiştirmenin niye işe yaramadığını, bu neslin kökenlerini kolayca inkâr edip içinden geldikleri toplumlara yabancılaştıklarını, aynı sebeple siyasete bulaştıklarında da toplumu okuyamayıp başarısız olduklarını gördük.
7-Aramıza dost, kardeş diye giren örgütlü kesimlerin nasıl bir anda ihanet şebekesine dönüşebileceği acı da olsa öğrendik.
8-Derin bir uykudaydık, uyandık. Küresel güçlerin Türkiye üzerine plânları hepimize evvelden bir film hikâyesi gibi gelirken ilk kez cemaat sayesinde ete kemiğe büründü. Bu güçlerin, içimizdeki “dost elleri” ile her tür komployu yapabileceklerini anladık.
9-Cemaat sayesinde AK Parti gerçek gücünü anladı. Dolayısıyla cemaatin hiçbir ciddiye alınacak oy potansiyelinin bulunmadığını da.
10-Ama öte yandan seçimlerde ortaya çıkan oy oranlarıyla etkisiz kalsalar da insanlarda örgütlenmeyle büyük bir güç duygusu uyandırılabileceği belli oldu.
11-Vesayetten kurtulmamızın o kadar kolay olmadığını ve vesayetin kendisini başka kılıklarda yeniden ürettiğini cemaat örneğinde alenen gördük.
12-Bu kadar kötücül tarzda beddua edilebilmesinin ardından cemaatin başına gelenler, halkta “daha az beddua edeyim, yoksa bana geri döner” fikrinin yaygınlaşmasına yol açtı.
13- Nörotik konuşmalar yapan vaizlere güvenilmeyeceği bir kez daha ortaya çıktı.
14-İş adamlarının ve toplumda etkin insanların cemaatin yaydığı güç ve iktidar duygusunun etkisinde kalıp yıllarca haraç verdikten sonra, bugün bu etki ortadan kalkınca “Dünya meğer ne kadar güzelmiş” diyebilmelerini sağladı.
15-Din ve yardım amaçlı toplanan paraların bir resmî işleyiş içinde olmadığı takdirde nasıl istismar edileceği yeniden anlaşıldı.
17-Yolsuzluklar ve amaca ulaşmak için her yolun mubah sayılamayacağını bir kez daha öğrendik.
18-Siyasetle ilgisi olmadığını söyleyenlerin de aslında bir çeşit siyaset yaptığını ve üstelik bunu en haince yöntemlerle yürütebileceğini keşfettik.
19-Darbe davalarıyla bir dönemin vesayetiyle yüzleşme mümkün olabilecekken bu davaları sulandırıp, vicdanları rahatsız ederek anlamsız hale getirenlerin aslında kim olduklarını anladık.
20-Cemaatin ihlâslı, temiz kalpli tabanının cemaatten kopmaya başlamasıyla birlikte Yeni Türkiye için daha da umutlandık.