18 Aralık 2013 Çarşamba

Toplumun gücü test ediliyor



Zebigniew Brzezinski, “Sovyetlerin askeri gücü ve Batılılarda uyandırdığı korku uzun süre iki rakip arasındaki esas farkı gizledi” diyerek bazı gerçeklerin perde gerisinde uzun bir süre kalabildiğine işaret ediyor.
Demokratikleşen Türkiye’ye karşı yapılan saldırıların büyüklüğü ve yüreklere salınan büyük korkular ülkenin gerçek gündemlerini gizliyor.
Bu temelde komplo teorisi üretmenin bir sakıncası yok: “Türkiye’de reel gündemlerinin tartışılması istenmiyor. Küresel güç sistemi bu toprakların suni doktrinel gündemlerle meşgul olmasını arzu ediyor. Bu nedenle bütün tartışmaları sonuç alınması mümkün olmayan soyut ideolojik zeminlere çekiyorlar!”
Dünyayı bir “satranç tahtası” olarak gören küresel güçler, “itiraf etmeseler de” gerçek tehdidin bu topraklardan çıkacağını bekliyorlar.
Pentogon’un en önemli teorisyenlerinden Brzezinski’nin, imparatorluklar tarihini analiz ederken Roma, Hunlar, Moğollar, Çin, Sovyetler Birliği, Portekiz, ispanya, Fransa, İngiltere, Almanya ve Amerika’yı sıralamasına rağmen Osmanlı’dan hiç bahsetmemesi normal bir unutkanlık olabilir mi?
Bir gerçek üzeri örtülerek kaybedilebilir mi?
Küresel gücü tek başına uygulamak yerine paylaşarak egemenliğini kayıt altına alma esasına dayanan yeni Amerikan doktrinin doğasının sadece modern demokratik değerlerden oluşmadığı görüldü.
Uluslar arası tarihin en önemli kırılma evrelerinden biri olduğunu bile bile dünyanın gözü önünde Mısır’da demokrasiye karşı yapılan askeri darbeyi kınayamayarak Amerikan tabiatını bile tartışmalı hale getirdiler.
Sorunun temel nedeni Brzezinski’nin “Amerika’nın küresel üstünlüğü ve bunun jeo-stratejik gereklilikleri” kitabında saklı:
“Yaşamsal ABD çıkarlarını korumak üzere jeopolitik Avrasya devletlerini devre dışı bırakmak, birlikte karar vermek ya da kontrol etmek için daha kapsamlı bir jeo-stratejiyi kavramsallaştırmalıyız.”
Her şeyin doğal seyrinde geliştiğine inananlar için tekrar edilecek olursa, “bir güç olarak başını çıkarma ihtimali bulunan devlet ve dinamikler ya devre dışı bırakılacak ya kontrol edilecek ya da birlikte karar verilerek Amerikan çıkarlarına uyumlu hale getirilecek.”
Amerikan devleti dış politikasının nedense birinci tehdidin Ortadoğu olduğuna dair önyargısını içinden atamadığı görülüyor.
Oysa İslam toprakları bir baştan diğer başa Amerikan değerlerini içselleştirmiş olarak yaşıyor!
George W. Bush İslam topraklarına karşı uyguladıkları politikaları Haçlı Ruhu değerleri üzerinden savaş olarak kodlamıştı. Barak H. Obama ve kurucu teorisyenler dünya kamuoyuna karşı bunun terk edildiği algısını yaratmak istediler. Yeni Pentagon dış politikası, İslam topraklarını İslam unsurlarına “teslim ederek” idare etmeyi ve barışıöneriyor.
Aynı Birleşik devletler çıkarı için zıt görünümlü iki yöntem, iki kavram: Savaş ve barış
Ortadoğu’da yaşanan sürpriz olaylar Bushçuluğu ve Obamacılığı hiç olmadığı kadar birbirine yaklaştırıyor.Kamuoyuna yansıyan bütün izler, Türkiye, Tunus ve Mısır’daki gelişmelerin Obama dış politikasının gözden geçirilmek istendiğine götürüyor.
Görünen o ki Obama çizgisi de olsa küresel hegemonya, egemenliğini Ortadoğu’nun hiçbir yerinde organik liderler ve milli yapılarla paylaşmak istemiyor. Libya, Suriye ve Mısır’da başarılı oldular. Tunus’ta ve Türkiye’de henüz istedikleri sonucu elde edememiş görünüyorlar.
İşte bu nedenle son aylarda Türkiye’de en güçlü ve sonuç alıcı olarak düşündükleri yeni bir fay hattını bütün hızıyla harekete geçirdikleri anlaşılıyor. Bush çizgisinin ipleri eline aldığı ve Obama çizgisinin ise bunu seyrettiği anlaşılıyor, bir çeşit zımni ittifak. Uluslar arası siyaset paradigmaları ışığında tabi ki tehlikeli bir ittifak.
Yeni Türkiye’yi tabandan (Gezi) kuşatamayınca tepeden gelerek (yargı operasyonları) istila etmek isteyen ulusal ve uluslararası güç koalisyonunun başarılı olup olmayacağını birlikte göreceğiz.
Dönüşen Türkiye’nin önünde harekete geçirilecek başka fay hatları daha var.
Önümüzdeki günlerde Yeni Devlet ve Ak Parti karşı karşıya getirilebilir.
Suriye olayları, Rabia mefkûresi, Gezi Parkı olayları, Fethullah Gülen Hareketi süreci vb. birçok olayda Başbakan’ı yalnız bırakan Ak Parti teşkilatlarının bu zaafından yararlanılabilirler.
Abdullah Gül çizgisi, Bülent Arınç çizgisi gibi algılar oluşturulmaya çalışılabilir.
Ak Parti yöneticileri, bakanları, milletvekilleri, evlerine ve iş yerlerine gidilerek değişik şantajlarla örgütlenebilir.
Ak Parti’nin sıcak olaylar nedeniyle sürekli hasıraltına süpürdüğü bu çelişkiden çatışma doğmayacağını düşünmesi bilinen bilimsel değerlere ters duruyor.
Ak Parti bünyesinde yoğunlaşan çelişkiler yumağı politik gündeme taşınmak için sıra bekliyor.
Hizmet Hareketi’nin kendini kalkan olarak kullanarak yapılan saldırılarda ortaya koyduğu iç çelişki, anlamsızlık, belirsizlik dolu tepkileri ve toplumsal karşılıklarının olmaması nedeniyle siyaseten yenilmeleri olası.
Yeni Türkiye hareketini bloke etmek için küresel güç merkezlerinin son olarak Ak Parti’nin iç çelişkilerinden yaralanmaya çalışacaklarını varsayılabilir.
Ancak bu varsayımın başarılı olacağını düşünmek Türkiye’deki dönüşümü anlamamış olmaya eşdeğer.
Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu demokratik esaslı devrim Ak Parti ile sınırlı değil bir kere, dönüşüm toplumsal bir devinim ile gerçekleşiyor.
Yeni Türkiye bir toplum projesi, tek başına Ak Parti projesi değil.
Toplumu ifna etmedikleri sürece yeni Türkiye’nin yıkılamayacağını belirtelim.
Filli askeri işgallerle Vietnam, Afganistan, Pakistan ve Irak pratiklerinde toplum gücünü yok edemeyeceklerini tecrübe edenler şimdi uzaktan müdahalelerle toplum gücünü parçalayıp parçalayamayacaklarını test ediyorlar.
Birinci tecrübe Bush sistemini bataklığa saplamıştı, yeni yöntemin Obama sistemini nereye taşıyacağını ise birlikte gözlemleyeceğiz.
omeraltass@gmail.com
twitter.com/omraltas
www.facebook.com/Ömer Altaş